Sinema filmi seçerken aradığım en önemli özellikler ya benim çok iyi bilmediğim bir Dünya'ya beni götürebilmesi veya benim bildiğim Dünya'dan bir şeyler anlatılıyorsa çok iyi işlenebilmesidir."Cenneti beklerken " filminde bu iki niteliktende önemli kesitler bulduğumu söyleyebilirim. Osmanlı İmparatorluğu'nun taht kavgaları ve bu kavgaların Anadolu'daki yansımaları var olan sinema imkanlarımız dahilinde çok iyi verilmiş. Ölen Eşini ve oğlunu çalıştığı Nakkaşhanenin yanındaki mezarlığa gömen Nakkaş ustası Eflatun'un Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yasaklanan, ölen kişinin suretini kağıda resmetme çalışmasını çok sevdiği insanları kaybetmiş olması nedeniyle gizli gizli yaptığının duyulup, Osmanlı vezirinin huzuruna çıkarılarak kafası vurulacak bir şehzadenin son suretini çizmesinin istenmesi Eflatun'u acılarıyla Anadolu'ya zorunlu bir yolculuğa sürükler. Bu yolculuk esnasında bir köle tacirinin satmak için şehre götürmeye çalıştığı Leyla ile karşılaşması Eflatun'un sanatını, saltanat entrikalarından korumaya çalışırken koruyacağı yeni bir değerin eklenmesiyle Nakkaşların çalışmasına benzeyen güzel işlenmiş görüntülerle beyaz perdeye yansıyan serüven daha farklı gelişmeler bulur.
Sinemamızda işlenebilecek çok fazla konu ve malzemenin bulunduğuna inandığım Osmanlı imparatorluğu dönemiyle ilgili; Nakkaş sanatı, saltanat kavgaları ve aşk üçlemesinde, biraz masalımsı fakat dönemin gerçeklerinden sapmadan getirilmeye çalışılan bu sinema yaklaşımı bence başarılı olmuş. Serhat Tutumluer (Eflatun), Melisa Sözen (Leyla) rollerinde oldukça başarılılar.Eflatun'un ölmüş ailesi ile ilgili Cennet düşleri tarihi filmlerin çatık kaşlı, kılıç seslerinin eksik olmadığı klişeleşmiş tarihi kişilik diyalogları ve konularının dışına çıkış biçimi bana "Gladiator" filminde ki tarih ve aile sevgisi ilişkisini birleştirme biçimini hatırlattı...Saygılarımla...
Resim:http://www.cennetibeklerkenfilm.com/multimedya_afis.htm

0 yorum :

Yorum Gönder

 
Haftadan Kalanlar
Top