Gökyüzünde bulutlar issiz pamuk beyazı, çimenler hafif esen rüzgarın bir sevgi elinin hafif hafif okşadığı bir çocuk başı gibi mutlu,dağların arasında kıvrıla kıvrıla akan bir akarsuda, uzanmış bir oltanın aldatmaya çalıştığı bir yemin etrafında bir ziyafet sofrasının akşamına eklemek için kendilerini feda eden alabalıkları, tüm yıldızları sayılabilecek, yanına ayı almış berrak bir gökyüzü ile uzaklardan öten bir kuşun dağlardan çınlayan sesi, yufka ekmeklere dizilmiş çökeleklerin damaklarda bıraktığı saf tadımlar.
Böyle bir ortamı biraz düşündüğünüz zaman hayat bu diyebilirsiniz fakat Ülkemizde maalesef bu gibi yerleri insanlar bırakıp büyük kentlere göç etmek zorunda kalıyorlar. Çünkü şehirler bir insan ihtayacını karşılayabilecek cazibeleri ile "Gel vatandaş gel" diye bağırıyorlar. "Gel vatandaş fakültelerim, fabrikalarım, hastahanelerim vaaaar" diye avaz avaz bağırıyorlar hem de... İnsanlar oluk oluk akan sular gibi akıyorlar kentlere. Bir yanlarında umutlarıyla giriyorlar bir semtine çoğunlukla bir kentin tümünün kendilerini karşılayacaklarını düşünerek. Sonrası hayal kırıklıkları, geri dönmeye çalışan adımların çaresizlikle bağlandığı kaldırımlar ve oraya gidilemiyorsa oraları buraya getirme düşüncesi ile kültürlerini kentlere taşıma girişimleri.
Her yıl bir kentin katıldığı İstanbul, İzmir, Ankara... Bir birinin soluduğu havayı dahi çekemeyen, ömürlerinin büyük bölümünü trafikte tüketen büyük kalabalıklar, yerim kalmadı diyemeyen kentler, küçük bahçeli evlerin yerini alan gökdelenler. Yüksek karbondioksit'in oluşturduğu yaz mevsimlerindeki aşırı ısınma ve gölgesinde oturulabilecek ağaçlık alanların hızla azalması.
Bütün bunlar göç alan kentlerin temel sorunları olmakla beraber,göçü dahi planlamış bir kent ile buna hazırlıksız yakalanmış kentler arasında da fark olmaktadır. İstanbul maalesef ikinci guruba giriyor. Özel konumu itibarı ile Asya ve Avrupa arasında bulunup önemli bir ulaşım avantajına sahip olan, diğer alanlar dolayısı ile Anadolu yeterince gelişemediğinde göç alacağı çok açık bir gerçek olan İstanbul kenti belki kimseler gelmez düşüncesiyle,daha sonra da belki gelenler azalır düşüncesiyle, günümüzde ise belki gelenler gider düşüncesiyle hala göçe tam olarak hazır olamamıştır.
Bu güzel kentlerimizin doğal çevrelerini giderek kaybetmemelerini,insanlarımızın göç denilen bir insanın yaşamında önemli izler bırakan yaşadıkları yeri terketmenin ağır tahribatını yaşamamalarını istiyorsak. İnsanların ne için geldiklerini iyi belirlemeliyiz. Türkiye'nin genelinde göçün en önemli nedeni ekonomi ise iş adamlarımızın artık ulaşım maaliyetlerini de göze alıp Anadoluya yatırım yapma zamanıdır. Saygılarımla...

0 yorum :

Yorum Gönder

 
Haftadan Kalanlar
Top