2.Dünya savaşı sonrası Roma; insanların yoksulluk içinde kıvrandığı acımasız yıllar, iş bulma kuruluşlarının önünde ki uzun kuyruklar ve yaklaşık 3 yıldan beri arşınladığı iş bulma kuyruklarının "İş yok" sesleriyle çınlıyan ortamında "Artık bir işin var" cevabıyla şaşkına dönen bir adam, kendisine uzanan bir işyeri adresi ve "Bu işi alabilmen için bir bisikletin olmalı" koşulu.

Antonio eve gelir ve karısı ile birlikte daha önce karınlarını doyurabilmek için rehine bıraktıkları bisikletlerini nasıl alabileceklerini düşünürler ve yatak yorgan yüzlerini toparlayarak bisikleti geri alabilmek için rehine verirler. Artık Antonio, eşi ve küçük oğlu mutludur çünkü yokluğun acımasız bir rüzgar gibi insanları savurduğu yıllarda artık bir işleri vardır.

Antonio' nun bulabildiği iş; duvarlara ilan yapıştırmaktır ve bu iş için bisiklet olmazsa olmazdır, Antonio işe başlar ve daha ilk işinde bisikleti duvara yaslamış ilan asarken bisikleti çalınır ve sonrasında zavallı adamın ve küçük oğlunun bisiklet hırsızını Roma' nın sokaklarında, caddelerinde araması ile sürer gider.

Televizyonda izlediğim ve 1950 yılında en iyi yabancı film oskarını almış olan Bisiklet hırsızları "Ladri di biciclette" filmi, artık oldukça aşınmış siyah beyaz kopyası ile biraz gözlerinizi yorsada yönetmen "Vittorio de sica" yokluk yıllarının koyu bulutlar içindeki Roma' daki atmosferini, umut ve tükeniş ekseninde ki gelişmeleri gerçekten çok iyi sergilemiş, öyleki bir izleyici olarak Anatonio ve oğlu ile birlikte sanki sizde Roma sokaklarında bisiklet arıyor gibi hissediyorsunuz. Saygılarımla...

0 yorum :

Yorum Gönder

 
Haftadan Kalanlar
Top