"Yoruldum, patron. Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum. Yanımda hiç arkadaş olmamasından bıktım. Nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söyleyecek biri. İnsanların birbirine kötü davranmasından bıktım. Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım. Çok fazla var, sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. Anlıyor musun? Karanlıktan korkuyorum patron lütfen ışığı kapatma…" 

Kim hatırlamaz ki bu sözleri ve Yeşil Yol filmini;  Oldukça iri yarı biri olan Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahküm olmuştur fakat aslında çocuk yüreğine sahip bir devdir o, korkunç heybetli görüntüsünün altında bir melek ruhu barındırmaktadır, bu nedenle kendisine neden kötülük yapılmaya çalışıldığını anlayamaz ve bu denli kötü olan bir dünyada yaşamak istemez. 

Sinema toplumu yönlendirmede tartışılmaz bir şekilde hala önemini koruyor bu nedenle iyi örnek olmuş filmler bireylerin yüreğinin bir yanına yapışıp kalıyor ve yaşamını da önemli yönde etkiliyor; Michael Clarke Duncan  film deki Coffey rolüyle çok önemli bir işi başardı; sadece yeşil yolu adımlayıp ölüme gitmeden önce söyledikleri ile bile insanın kötü ile mücadelesinin ne derece önemli olduğunu yazdı yüreklerimize ve de Coffey gibi iyi insanların çoğalması gerektiğini anlattı koca cüssesi ve ağlamakla gözleriyle.

Ne yazık ki gerçek hayatta da Coffey yeşil yolda koca adımları ile  sonsuzluğa yürüdü, umarım onun korktuğu karanlık hep bir ışıkla aydınlanır.

 
Haftadan Kalanlar
Top